Sanatçıların Biyografileri

Özgün Müzik

Türküler & Klip & Özgün Radyo

Yeşil Yaprak

tanju okan

Doğum Yeri : İzmir
Doğum Tarihi : 1938
Kariyeri : Balıkesir Lisesi´nden mezun olduktan sonra İtalya´ya giderek şan eğitimi aldı. Profesyonel müzik yaşamına 1961 yılında Ankara´da başladı. Ertesi yıl İstanbul´a yerleşti ve Müfit Kiper Orkestrası´nda solist olarak çalışmaya başladı. 1963 yılında Amerika´da konserler verdi. Tanju Okan, Milli Orkestra´yla birlikte Türkiye´yi, Balkan Müzik Festivali´nde temsil etti. İlk evliliğini yirmidokuz yaşında Nur Erbay´la yaptı. Sekiz ay süren bu birliktelikten Tansu adında bir oğlu oldu. 1964 yılında ‘İbibikler Öter Ötmez Ordayım’ adını taşıyan ilk kırkbeşliğini çıkardı. Fransız Barclay firmasıyla dört plak çalışması yapan Okan, ‘Hasret’ adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. Ardından görkemli sesiyle yorumladığı ‘Kadınım’, ‘Bir Falcı Vardı’, ‘Ayyaş’, ‘Öyle Sarhoş Olsam Ki’, ‘Kemancı’, ‘Bu Benim Halkım’, ‘Dostlarım’, ‘Yıldönümü’ ve ‘Kaderim’ gibi bir çok parçasıyla şöhret buldu. Bu arada ikinci evliliğini 1976 yılında Zerrin Erdoğan´la yaptı ve bu evliliği de ondört ay sürdü. Tanju Okan´ın son albümü 1995 yılında Marş Müzik´ten çıkan ‘İşte Tanju Okan ´95′ oldu. Yılların sırtına yüklediği yorgunluğa rağmen Başak Başer ve Reha Erdir´in söz ve müziğini yazdığı ‘Yağmurla Gelen Düşler’, ‘Artık Yoruldum’, ‘Mavi Gözler’, ‘Sevdiğimi Söyle’, ‘Bil Ki’, ‘Sensiz Esen Rüzgarlar’, ‘Kalbi Kırık Serseri’, ‘Anılarım’, ‘Bir Zamanlar’ ve ‘Son Güller’ adlı şarkıları seslendirdi.

Uyuşturucu kültürünü meşrulaştırdı
İçki sigara, benim tek dostum ve Öyle sarhoş olsam ki adlı şarkıları başta olmak üzere şarkılarında alkol ve uyuşturucu kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulundu.Alkole olan düşkünlüğüyle bilinen Tanju Okan, Urla´ya yerleşerek bu alışkanlığından kurtuldu. 22 Nisan 1995´ta aşırı kilo kaybı ve kalp yetmezliği şikayeti ile hastaneye kaldırılan Tanju Okan´a siroz teşhisi kondu ve bundan sonra acılı günleri başladı. Ve yaklaşık bir yıl sonra, 23 Mayıs 1996 tarihinde öldü.


hüsnü senlendirici

Müzikal geleneğe sahip bir ailenin çocuğudur. Dedeleri Hüsnü Şenlendirici (klarnet, trompet) ve Fahrettin Köfeci (klarnet) ve babası Ergün Şenlendirici (trompet) gibi müzikal bir geleneğe sahip bir ailenin üyesi olan Hüsnü de 5 yaşında klarnet çalmaya başlar. Özellikle 12 yaşına kadar Ege ve Anadolu’nun çeşitli kültürleriyle müzikal yolculuğa çıkar. 1990′da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitim Bölümüne girer, 2 yıl sonra okuldan atılır.
Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz’in o yıllardaki “Magnetic Band” grubu ile çalmaya başlayan Hüsnü, grupla birlikte yüzlerce festivalde Türkiye’yi temsil eder. O sırada, dünyaca ünlü “Embrio” grubunun albüm kaydında çalar ve birlikte turneye çıkarlar. Aynı zamanda, babası Ergun Şenlendirici’nin 6 kişilik grubu Laço ile yurtdışında birçok önemli festivallere de katılan Hüsnü, profesyonel müzik yaşamını böylece zenginleştirir. Başta Türk Müziğinin çeşitli dallarındaki sanatçılar olmak üzere, Türk Pop ve cazının önemli sanatçılarına sahne ve albüm kayıtlarında eşlik eder. Bunlardan bazıları Özdemir Erdoğan, Muazzez Abacı, Bülent Ersoy, Müslüm Gürses, Kibariye, Fatih Kısaparmak, Zara, Kubat, Kayahan, Seda Sayan, Emel Sayın, Adnan Şenşes, Zerrin Özer, Cengiz Kurtoğlu, Candan Erçetin, Fatih Erkoç, Serdar Ortaç, Athena, İzel, Ayna, Hande Yener, Hasan Cihat Örter ,jazz gurubu klarnetçisi Ali Arslan Özbey,İlhan Erşahin,Mercan Dede ilede düetleri ve çalışmaları olmuştur
1996 yılında, askerdeyken Pozitif’ten gelen teklif sonrası New York’lu acid jazz, funk topluluğu Brooklyn Funk Essentials ile ortak bir albüm ve konser yapmak amacıyla Türk Müziğine özgü enstrümanlardan oluşan 13 kişilik bugünün ünlü Laço Tayfa’sını kurar. Brooklyn Funk Essentials ve Laço Tayfa ortaklığından doğan “In the Buzbag” albümünün gördüğü ilgi sonucu Laço Tayfa şimdiki 8 kişilik halini alır. 2000 yılında ise ilk solo albümü “Bergama Gaydası”nı Doublemoon etiketiyle çıkar. “Bergama Gaydası”, Türkiye’den sonra dünyanın en prestijli etnik müzik plak şirketlerinden biri sayılan Traditional Crossroads tarafından tüm dünyada dağıtılır. Ardından yurtiçi ve yurtdışı konserleri gelir. Şenlendirici, ayrıca Türk Müziğini yurt dışında tanıtmak ve daha geniş kitlelere sevdirmek amacıyla beş kişilik ‘Hüsnü Şenlendirici ve Saz Arkadaşları’ adıyla bir grup daha kurar. Her iki grubuyla yurtiçi ve yurtdışında konserler verir; başta Turizm Bakanlığı’nın teklifiyle EXPO 2001-Hannover-Almanya’da, Mayfest festivali çerçevesinde, Mayıs 2002′de A.B.D.-New York-Central Park’ta ve 35 kişiyi biraraya getirerek oluşturduğu Laço Tayfa ve Big Band ile Temmuz 2002′de, 9. Uluslararası İstanbul Caz Festivali konserleri gibi.
Laço Tayfa grubundan bağımsız olarak da çalışmalar yürüten Hüsnü Şenlendirici, T.C. Başbakanlık Tanıtma Fonu ve Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla 2002 yılında gerçekleşen ‘Anadolu Güneşi’ projesi kapsamında Lütfi Kırdar Salonu’nda Kubat ve Belkıs Akkale’ye Senfoni Orkestrası’na eşlik eder. Ayrıca Aya İrini’de Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ile ve Adana Senfoni Orkestrası ile solist olarak konserler verir. Şenlendirici ayrıca çeşitli TV dizi, film ve reklam müziklerine de imzasını atar. “Kent-Olips” reklam müziği, “Biz Size Aşık Olduk” özellikle öne çıkanlar…


bendeniz

1990 sonrası pop müzikteki patlamanın ardından bugüne kalan bir kaç isimden birisi Bendeniz (Deniz Çelik). 25 Temmuz 1973 yılında İsviçre’de dünyaya gelen Bendeniz, Erenköy Kız Lisesi’nden mezun oldu. Lise öğreniminin ardından tekrar İsviçre’ye dönerek iki yıl boyunca büro işleri alanında bir meslek yüksekokuluna devam etti. Bir süre Türkiye’nin ilk bayan futbol takımı Dostlukspor’da oynadı.
Bu dönemde yapmış olduğu bestelerini somut bir çalışmaya dökmek üzere bir takım olanaklar aramaya başladı. Bir arkadaş toplantısı sırasında tesadüfen orada bulunan Raks Müzik Yapım’dan bir yetkilinin kendisini dinlemesiyle şöhret kapısı aralanmış oldu. Raks ile anlaşarak 3-4 aylık yoğun bir çalışmanın ardından kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardı. Düzenlemelerini Garo Mafyan’ın yaptığı albümden ilk klip, “Ya Sen Ya Hiç” adlı parçaya çekildi. Neslihan Yargıcı’nın hazırladığı ilginç kostümüyle müzikseverlerin hafızalarında “Abajur Kız” olarak yer alırken, albüm, bir milyona yaklaşan tirajıyla büyük başarı kazandı. Diğer yandan “Ya Sen Ya Hiç” adlı klibiyle, dünyanın en büyük müzik televizyonlarından biri olan MTV’nin düzenlemiş olduğu yarışmanın Türkiye elemelerinde dört iddialı klibi geride bırakarak Avrupa elemelerine katılmaya hak kazandı. 19 ülkeden 19 klibin yer aldığı yarışmada Türkiye’yi temsil ederek 11. sırada yer aldı. Bu arada Harun Kolçak’la biraraya gelerek “Biz” adlı bir single çıkardılar.İlk albümün kazandığı başarının ardından “Bendeniz II” adlı ikinci albümünde de Türkiye’nin sayılı müzik adamlarıyla çalıştı. Harun Kolçak, Emel Müftüoğlu, Demet Sağıroğlu, Ümit Sayın gibi isimlerin vokalleriyle destek olduğu albümün düzenlemeleri Ozan Çolakoğlu, Murat Yeter ve geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz değerli müzik adamı Onno Tunç’un elinden çıktı.
İlk albümünde olduğu gibi bu albümde de oniki şarkıdan onbirinin söz ve müziğini yazdı. İlkine kıyasla daha hareketli ama yine batı normlarına yakın parçaların yer aldığı albümden “Gönül Yareler İçinde”, “Neler Olacak” ve “80 Günde Devr-i Alem” adlı üç parçaya klip çekildi.

1996 yılında çıkardığı “Bendeniz III”de bu defa temposu yüksek parçalar yer aldı. Söz ve müzikleri tamamen Bendeniz’e ait albümün düzenlemelerini Murat Yeter ve Ahmet Özden yaptı. İlk video klip “Turnayı Gözünden Vurdum”a çekilirken bir de ilke imza atıldı. Klip çekilmeden önce albümdeki dört parçanın kırkaltı saniyelik miksine ilginç görüntülerle süslü bir tanıtım filmi çekilerek medya kuruluşlarına dağıtıldı.

Kısa sürede edindiği tecrübeleri iyi kullanan sanatçı, vokalistliğini de yapan Volkan’ın “Ve Volkan” isimli albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Biri dışında albümdeki tüm parçaların söz ve müziklerini yazan Bendeniz, iki parçada da Volkan ile düet yaptı. Bu parçalardan “Adını Ben Koydum”un klibinde de yer alarak Volkan’a destek verdi.

İki senelik ayrılığın ardından 1998 yılı başında, “yaşanmış ve ilelebet yaşayacak olan tüm aşklarına” adadığı dördüncü albümü “Bendeniz’den”, daha canlı ve romantik yapısıyla en olgun çalışması olarak değerlendirildi. Âdeti bozmayarak tüm söz ve müziklerini yazdığı albümün hazırlıklarını İsviçre’de tamamladı. Özenle çalışılmış altyapısı ve Bendeniz’in duru sesiyle takdir toplayan albümün ilk çıkış parçası ve klibi “Günahlar” oldu


zara

Zara

Zara, 15 Ocak 1976 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlarda müziğe olan tutkusu dikkat çekti ve ailesi ile yakın çevresinin desteğiyle bir amatör kaset yaparak müziğe ilk adımını attı..
O yıllarda Milliyet Gazetesi Halk Müziği Yarışması açmıştı. Zara, 1991 ve 1993 yıllarında yapılan bu yarışmalara katılarak Türkiye birincilikleri kazanma başarısı gösterdi.
Daha sonra İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nde müzik eğitimi almaya başladı.
1996 Yılında TRT’nin açtığı “Yetişmiş Ses Sanatçısı Sınavı”nı kazanarak TRT İstanbul Radyo Türk Halk Müziği Akitli Ses Sanatçısı olarak görevine başladı.
Ertesi yıl Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Yunus Emre Müzikal”inde oyuncu ve solist olarak sahne aldı.
Artık Zara kendini yetiştirmiş, profesyonel anlamda bir albüm çalışması yapmaya hazır hissetmeye başlamıştı. Çevresindekilerin ısrarı üzerine, kendisini 1998 yılında hazır hisseden Zara, 10 yaşından beri kendisini tanıyan Ali Osman Erbaşı’nın müzik yönetmenliğini yaptığı ilk albümü “Avuntu”yu büyük bir mutlulukla tamamladı.
Zara müzikten farklı olarak ayrıca “Eylül Fırtınası” ve “Deli Yürek-Boomerang Cehennemi” isimli sinema filmlerinde oyunculuğunu sergilemiştir.


suavi

Suavi

1950 yılında Kırıkkale’de doğdu. ODTÜ Mimarlık mezunu olan şarkıcı uzun yıllar orkestralarda gitar ve davul çaldı şarkı söyledi..
Sırasıyla ‘Deli Gönlüm’, ‘Yıllar Sonra-Aydın mısın’ ve ‘Yalı Çapkını’ adlı albümlerini çıkardı..

Suavi çalışmalarında kendi söz ve müziklerinin yanı sıra yurdumuzun tanınmış şairlerinin şiirleri ile besteler yaptı.. Bunlar arasında Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Rıfat Ilgaz ve Hasan Hüseyin gibi isimlere rastlamak mümkün.

Suavi, ulusal ve uluslararası bir çok festivale katıldı… Çok sayıda solo konser yaptı… Eurovision´da üç kez finalist oldu… Ankara´nın başkent oluşunun 72´nci yılı kutlamalarındaki beste yarışmasında 1´nci oldu… Beyaz Güvercin İstanbul Yarışması´nda 2´nci oldu 1994 yılında Kazakistan´ın Almaata kentinde 24 ulusun katıldığı yarışmada (Voice Of Asia) da yabancı jüri tarafından dünya 1´ncisi seçildi, ‘Grand-Prıx’ kazandı… 1997 yılında Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması´nda Profesyonel kategoride en iyi besteci, en iyi profesyonel yorumcu seçildi. ‘De Lan’ adlı şarkısı ile 1´nci olarak iki büyük ödüle layık görüldü.

DİSKOGRAFİ
Deli Gönlüm
Yıllar Sonra - Aydın mısın?
Yalı Çapkını
Tükenme


muhlis akarsu

Muhlis Akarsu

Özellikle 19.yüzyılın sonlarıyla 20 .yüzyılın başlarından itibaren değişen bir karakterle karşımıza çıkan aşıklar, “aşık edebiyatı ve “aşık müziği” adıyla anılan kendilerine özgü müzik ve edebiyat türlerini oluşturabilmişlerdir. Türklerin en eski halk şairleri olan ozanlar( bugünkü aşıklar) ve onların kopuzla söyledikleri ezgiler her dönemde geniş halk kitleleri tarafından beğeniyle karşılanmıştır. Günümüzde de aşıklar mezhebi ve etnik farklılaşmaya rağmen aynı işlevleri sürdürüyorlar
Bugün için köy-kasaba-kent üçgeninde sıkışmış, kimlik arayışında olan aşıklar sosyal, siyasal ve ticari oluşumlara karşı bir direniş içinde olamıyorlar. Çoğu köylü olan günümüz aşıklarının büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Bu nedenle üretim tarzlarından, bunları tüketiş biçimlerine kadar hızlı bir değişim geçiriyorlar. Yakın geçmişten beri bu durumda olan aşıklardan Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Aşık Emrah bunlardan yanlızca birkaçıdır. 1960′lı yılların sonlarından itibaren daha geniş kitlelere seslenmek üzere çaba sarfeden aşıklar yoğun bir biçimde plak piyasasına girdiler. Söylediği deyişlerle ve yumuşak ses karakterleriyle hemen dikkat çeken bu aşıklardan biri Muhlis Akarsu’ydu…

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi;saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul’da Mahzuni Şerif’in, Davut Sulari’nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari’nin etkisi görülür. Davut Sulari’nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari’nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970′lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirir Akasu’da…Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

1980′li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80′lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu’nun… “Muhabbet” serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder( 2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100′den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.
Muhlis Akarsu’nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu’nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu’nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.

Bu seçkide aşığın ses dokusunu, müzikal tavrını en iyi ifade eden örneklere yer vermeye çalıştık. Muhlis Akarsu’nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.


naside göktürk

Söz yazarı, besteci ve yorumcu Naşide Göktürk, ikinci şiir kitabını yayımladı. Yükselen değerlere yüz vermediği için televizyon programlarında görünmeyen, klipleri oynatılmayan, çıplak resimleri yayımlanmayan Naşide, ‘Sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum, başka satılık hiçbir şeyim yok’ diyor

İstanbul- Yeniköy’de Passion Cafe’deyim. Naşide Göktürk karşımda. Kendisini pek tanımam. Ama duydum ki, farklı biriymiş. Sezen Aksu’ya yazdığı şarkı sözüyle ün kazanmış. Sonra da piyasada ne kadar şarkıcı varsa neredeyse hepsine söz yazmış, arkasından kendi albümlerini çıkarmış. İki tane de şiir kitabı var karşımdaki hoş bayanın. Konuşmaya başladıktan sonra bu kadının bana çok güzel baktığını fark ediyorum. Gözlerinde derin bir ifade söz konusu. Bana özel mi bu bakışlar diye düşünmeden edemiyorum. ‘Olabilir’ diyorum içimden, neyim eksik ki, bir pop sanatçısı neden benden hoşlanmasın?
Naşide Göktürk, gerçekten de o tanıdığımız popçular, türkücülerden çok ayrı bir portre çiziyor. En azından şarkılarını zorla ezberlettirmiyor çünkü, klibi yayınlanmıyor. Zırt pırt televizyona çıkmıyor, çünkü çıkınca çenesini tutamıyor. Dergilerde bikinili pozlarını göremiyoruz çünkü, öyle fotoğraflar çektirmiyor.

Naşide az ama güzel gülüyor. Kendi bu özelliklerini pek beğenmiyor ama nazik ve dürüst birine benziyor. Benim için en güzel yanı ise artık nesli tükenmeye başlayan ‘net insanlar’ sınıfından olması. Bu arada garson geliyor ve Naşide ona da bana baktığı gibi derin derin bakıyor. Şaşırıyorum, dikkat ediyorum foto muhabiri arkadaşım Muhsin’e de aynı derinlikte bakışları. İşte o zaman bu kadının bakışlarının bana özel olmadığını anlıyorum, bir kerizlik duygusu sarıyor bedenimi.

Onun tüm bir yaşama böyle baktığının farkındayım artık. Denizin berraklığına, durgunluğuna, maviliğine bakar gibi. Bazı kadınlar böyle bakar, Atıf Yılmaz, Türkan Şoray’ın da erkeklere, “sıcak bir yaz günü soğuk bir CocaCola şişesine bakar gibi” baktığını yazmıştı. Naşide sonradan söylüyor, denizi çok severmiş, arabasını Salacak’a park edip saatlerce denizi seyredermiş. Çünkü çocukluğu ve gençlik yılları hep Büyükada’da geçmiş. Ailesinin desteğiyle hem okumuş, hem de yazmış. Büyüyünce bir süre muhasebecilik yapmış. Sonra Ankara’da bir cafe işletmiş. Bir yandan da durmadan şiir yazmış. Naşide’nin ikinci şiir kitabı ‘Mavi Mavi Sevdim Seni’ insanı acıtan, yüreğini buran şiirlerle dolu. Kekilli’ye kızıyorlar ama Naşide’nin şiirlerindeki ölüm temasının fazlalığı ülke nüfusunda ciddi azalmalara yol açacak ölçüde.

Bu şiirler sizi anlatıyor diyebilir miyiz?
Aşkı hangi sınırlarda yaşayabileceğimi, ihaneti ne kadar kaldırıp kaldıramayacağımı anlatıyor.
Şiirlerinizden bunu hiç kaldıramayacağınız anlaşılıyor.
Ben ihaneti, dostluktan, komşuluktan, ahpaplıktan gelen ihanet olarak anlatmak istedim. Her şeyi kapsayan bir ihanet bu.
Ayrılık, acı, ihanet ve çokça ölüm var şiirlerinizde.
Hüznü seviyorum. Ama ölüm pek geçmez şiirlerimde.
Aman Naşidanım tam tersi, ölüm ‘bazı’ şiirlerinizde geçmiyor.
Bir yanlışlık yapmayın, ortalarda ikinci bir Kekilli olmak istemem. Ama siz söyleyince benim de dikkatimi çekti. Belki de bende bir ölüm korkusu var bilmiyorum. Sonuçta oraya gideceğimi biliyorum. Belli bir yaştan sonra kadınlarda böyle bir korku başlıyor.
‘Ben gidince’ isimli şiirinizde “söz yazarı besteci ve yorumcu / köşesinden biraz da şair naşide göktürk / bugün
hayatını kaybetti” gibi dizeler var. Allah gecinden versin ölüm ilanı gibi.
Ne yapayım o da bir gerçek. Hiç öldükten sonra ne olacak diye düşünmeyen insan var mıdır? Bizim yaptığımız işin içinde sanatçılara yapılan en güzel promosyon, ya hapishaneye girersin ya da ölürsün.

Peki neden ihanet teması da fazla diye sorsak ayıp olur mu?
Bir kere ihanete uğradım, bir kere terk edildim.
Fakat bu size acı koymuş galiba.
Evet o benden çok şey alan ama bana da çok şey kazandıran bir ilişkiydi. Hâlâ saygı duyuyorum. Bitmesini hiç istemediğim, ve ayrılığa hiç hazırlıklı olmadığım bir dönemde bitti. Elbette izlerini taşıyorum. Dört yıl önce biten bir ilişkiydi. Artık her şey yolunda ama bir şiirde de yazdığım gibi ‘İnsanın kalbi yüz kere vurur/ Bir kere de durur!’ Aşkın kolay bulunacağına, yakalanacağına inananlardan değilim. Ama seksen yaşına kadar da âşık olabilirim umudunu kendi içimde yaşayan bir insanım.

Çevremize baktığımız zaman gerçek aşkı yaşayanların sayısı çok fazla değil. Ama gazete ve dergilerde insanların durmadan aşk yaşadığını okuyoruz bu ne çelişkidir Naşidanım?
Şimdi herkes birtakım yıkıntılar yaşıyor. Ben bunu, şiirlerle, şarkılarla dile getirenlerdenim. Bazıları da yeni birtakım aşklar yaşayarak üzüntülerini öyle dile getiriyor. Bir dejenerasyon da olabilir. Ben kendi adıma bir ilişkiyi içimde bitirmeden yeni bir ilişkiye giremem. Zaten artık sevgili bulmak da çok zor.

Neden, kapmışlar mı tüm adamları?
Hayır o değil, öyle düşünmüyorum. Kapılanlar ve tutulanlar farklı ilişkiler bence. Ben yürek, sevgi, düşünce birliği istiyorum. Her şey o kadar çok tüketiliyor ki, onun için insanlar alternatifler üretiyorlar. Ama yine de her şey ayni, televizyondaki programlar aynı, şarkılar aynı, kadınlar erkekler o kadar aynılaşmaya başladı ki. İşin kötüsü duyguları da tüketiyorlar. Sonuçta sevgili bulmak, sevgili olmak zorlaştı.

Neden böyle oldu sizce?
İnançlarımızla oynadılar, duygularımızla oynadılar. Hayatı daha iyi standartlarda yaşamak için, daha seri üreten insanlar var. Her ne kadar kirlenmemek istiyorsak da bazen onlara küçük tavizler vermek zorunda kalıyoruz. Ama en azından ben bu işlere girdiğimden beri hiçbir şekilde ödün vermedim.

Peki ödün vermeyince olumsuzluklar oluyor mu, mesela daha mı az para kazanıyorsunuz?
Evet maalesef… Şarkıcılıksa benim yaptığım, ben sesimi, şarkı sözlerimi satıyorum bu karıştırımamalı. Başka satılık hiçbir şeyim yok.

Başka nelerinizi satın almak istiyorlar ki?
Bikinili fotoğraf çekmek istiyorlar mesela. Yok benim hayatımda böyle şeyler. Kasetim daha fazla satsın diye bir havuzun başında poz vermek yerine, o işi bırakıp, yazdığım şiir kitaplarını alıp Ortaköy’de satarak da hayatımı devam ettirebilirim. Bu beni çok incitmez.

Yoksa bilmediğimiz bir yerden geliriniz mi var?
Ben kendimi ekonomik olarak güvenceye alıp da sloganlar atan biri değilim. On sekiz yaşından beri kendi paramı kendim kazanıyorum.

Sevgililer Günü (yarın) ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Kendime daha özenli ve biraz daha romantik olabilirim. Kutlamalara annemden başlarım, en büyük sevgilim annemdir. Sonra
arkadaşlarımı kutlarım. Bugün sadece sevgiliyle paylaşılacak diye bir şey yok. Sevgilisi olmayan ölsün mü yani?
Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun. O gece belki içki içersem erken sarhoş olurum diye hissediyorum.
Bu yalnızlık işareti gibi geldi bana.
Yok canım!

ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR ŞİİR

İSTANBUL

Aşkı aldatan bir şehrin sancısındayım
denizinde bir terkediş bir hüzün
maviye nasıl kıydıysa yüreğin, nasıl kıydıysa
yapma nolur
…..topla kendini şehr-i İstanbul
vururum seni İstanbul
vururum boynundaki gerdanlıktan
vururum seni en sarı sonbaharından
topla kendini…
sana yalvaran kaçıncı şair
kaçıncı şiir bu
yarım kalan sevişmelerden geldik sana
şiirimiz öksüz kalsın diye mi
dilim yetmiyorsa kalbimi dinle
sevda de buna
ekmek parası de
aşk de
ar namus de
töre de
cefa de, vefa de
topla kendini topla
vururum seni İstanbul
vururum en yeşil baharından
kız kulen’den, Aşiyan’dan, Bebek’den
denizinden vururum seni masmavi kanarsın

masmavi ağlarım sana
kendimi vurdurma bana
topla kendini
topla kendini şehr-i İstanbul

Naşide GÖKTÜRK


arif sag

1945 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesi Dağlı köyünde dünyaya gelen Sağ, küçük yaşlarından itibaren saz çalmaya başlar… İstanbul’a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti’nde Nida Tüfekçi’ nin öğrencisi olur. Müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başarır. 1960 ve 70′li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yıllarıdır. (Bu arayış bugünde devam etmekte…) Arif Sağ’ın , bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdiği söylenebilir. 60′lı yılların sonunda TRT Kurumuna (İstanbul Radyosu) bağlama sanatçısı olarak başladığı yıllarda Sağ’ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir. 45′lik plak dönemi olarak adlandırılan ve yaklaşık 20 yıl devam eden bu sürecin en parlak simalarındandır Arif Sağ… Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında, - yine bu dönemde- bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Bununla birlikte kendi çalıp okuduğu plakları da vardır. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk- fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri ( yer yer pasajları) çok sık kullanır. Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir.

1976 yılından itibaren Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda (İTÜ) öğretim görevlisi olarak çalışamaya başlayan Sağ, bu görevinden 1982 yılında ayrılarak özel çalışmalara ağırlık verdi. Bir çok ünlü sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı olur. Bu özelliğinin yanında 10′dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer alır. “Muhabbet” serisi, “Resital 1 ve II”, “İnsan Olmaya Geldim”, “Halay”, “Duygular Dönüştü Söze” albümlerinden bazılarıdır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi halk sanatçılarının tümü anonim bir karakter taşır. Özellikle müzik alanında kişisel renklere ve üstün yeteneklere çok rastlanmasına rağmen, bağlama çalgısında bir ekol yaratan sanatçı sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. İşte bunlardan birisi ve -şimdilik - sonuncusu Arif Sağ’dır. Bağlamaya teknik bakımdan hakim olduğu kadar Arif Sağ’ın icrası yerel tavırlar, repertuar ve duygu bakımından da zenginliklerle doludur




toplist
HitTURK.Net Toplist Toplist ihyaList - ihya.org kaliteli siteler arsivi Genç Toplist | Pr:4 Toplist | Site Ekle |  Toplist | Link Ekle | Hit Kazandıran Toplist Site Ekle Site Ekle
Video klipler; Youtube'den çekilmiştir, Yasal sorumlulukları videoları yükleyen Şahıslara aittir. Hiç bir şekilde Yasal Sorumluluk kabul edilmemektedir.